Bir Ms Begley.

Çocukların okul hayatında bir Ms Begley’si olsun, başka birşey istemem.

Bu kadar.

Aşık oldukları neyse, o aşkı doyasıya, deli dolu ve özgür yaşatsın hepsine.

Onlu yaşlarımda yazmak ve edebiyata bir tutkundum, hem de ne tutkundum. Ve Ms Begley ile Orta 2 ve Lise son sınıf arasında, özellikle de seçmeli Edebiyatta Kadın (Women in Literature) derslerinde öyle kitaplar, öyle metinler, öyle şiirler okudum ki şimdi okusam anlamam herhalde. Doyasıya yazdım, yazdım. Şiir yazdım, düz yazı yazdım, bazen çer çöp, bazen kıymetli yazdım. Ne olursa olsun, Ms Begley ile okuduğum ve yazdıklarımda, keyiften ölmek diye birşey varsa, ben oralardaydım.

Ms Begley, yazdığım bir şiir, Şiir Yarışması’nda (herşeyin yarışması var, hayret, değil mi) şiddet, saldırganlık içeriği sebebiyle elenecekken buna karşı çıkmıştı, ve o şiir ikinciliğe layık görülmüştü falan mesela. Bugün sözlü ve yazılı ifademde bu kadar özgür hissetmemde bunun kocaman payı var, eminim.

20 sene önce ayrılık vakti geldiğinde de Ms Begley bana aşağıya kopyaladığım yıllık yazısını fısıldadı, bu yazıyı senelerce kalbimde sardım, sarmaladım. Can simidi gibi yazıya tutunmamda da Ms Begley’nin etkisi var yani. İçimde garip bir şekilde, yaşlılığında Türkiye’ye geri gelir de, ‘hiç mi yazmadın?’ der, ben de pişmanlıktan kahrolurum hissiyle varolan.

İşte böyle. Daha anlatmama gerek yok sanki. Ms Begley yazmış işte. Dünyanın bütün çocuklarına dileğim okul hayatlarında bir Ms Begley.

[Katherine (Begley)’nin izniyle]

1995

‘Sepin,

You know how much I love Toni Morrison; or maybe you don’t. So let me share a few words from her Beloved: “There is a loneliness that can be rocked. Arms crossed, knees drawn up; holding, holdiing on, this motion, unlike a ship’s, smooths and contains the rocker. It’s an inside kind—wrapped tight like skin. Then there is a loneliness that roams. No rocking can hold it down. It is alive, on its own. A dry and spreading thing that makes the sound of one’s own feet going seem to come from a far-off place.”

Loneliness is not so bad; it draws you to your fellow human beings, who are lonely too. It draws you to suffering; wherein you find humanity. It seeks love, which empowers you. It draws you to yourself, which blesses you.

In my old age, I will return to Turkey; I will expect to see your name in poetry, in journals, in books; to see your daughter’s brown, brown watery eyes filled with the same eternal sadness I have seen in your eyes since the very first lesson. Sad and yearning. I am very proud of who you have become. I have nothing to give you except the words of another. And my best wishes.’

Çevirisi:

‘Sepin,

Toni Morrison’u ne kadar sevdiğimi bilirsin; belki bilmezsin. İzin ver, onun “Beloved (Sevilen)” kitabından birkaç kelime paylaşayım: “Sallanabilen bir yalnızlık vardır. Kollar kavuşturulmuş, dizler karna çekilmiş, tutan, tutunan, bu hareket, bir teknenin sallanmasının aksine, sallananı düzleştirir ve sarar. İçeriden bir çeşit – deri gibi sıkıca sarılmış. Bir de amaçsız gezinen bir yalnızlık vardır. Hiç bir sallama onu aşağı çekemez. Canlıdır, kendi başına. Kuru ve yayılan birşey, kişinin kendi ayaklarının gitmesinden gelen sesi, uzaklardan bir yerlerden getirir gibidir”.

Yalnızlık o kadar kötü değildir; seni diğer insanlara çeker, senin gibi yalnız olanlara. Seni ızdıraba çeker, burada insanlığı bulursun. Sevgiyi arar, bu seni güçlendirir. Seni kendine çeker, bu da seni kutsar.

Daha ileride yaşlanınca, Türkiye’ye geri döneceğim; senin adını şiirlerde, gazetelerde, kitaplarda görmeyi bekleyeceğim; kızının ıslak kahverengi gözlerinde ilk derste gördüğüm, farkettiğim, senin gözlerindeki sonsuz hüznü görmeyi bekleyeceğim. Kederli ve tutkuyla isteyen. Olageldiğin insan olduğun için seninle gurur duyuyorum. Sana başkasının kelimelerinden başka verecek birşeyim yok. Ve tüm iyi dileklerim.’
Fotoğraf: Aslı Tür / Ela İnceer

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın

E-mailiniz yayınlanmayacak.

X