Geçenlerde bundan altı ay kadar önce Londra’ya taşınmış olan arkadaşlarımız kızları Cansu (8) ile bize geldiler. Cansu’nun anne – babası en yakın arkadaş çemberimizden oldukları gibi İstanbul’da yaşarlarken komşumuz da olurlar(dı). Londra’ya taşındıkları Ağustos ayı boyunca anne – babası hazırlık yaparken Cansu da çokça bize gelip Ela’yla oynamıştı.

Benim kızım Ela (5,5) ile Cansu altı ay sonra birbirlerini gördüklerinde sanki Ağustos’ta birbirleriyle oynadıkları herhangi bir gün gibi anında oyun kurdular ve saatlerce oyun oynadılar.

Yani Ela’dan bir

– Eee Cansu nasıl gidiyor Londra?

beklemiyordum ama bu kadar ‘anında’ ve uzun süreli oyuna dalmaları benim için çok etkileyiciydi.

Oyun çocuklar için şifa bulma alanı. Anne-babaları ya da bakıcılarıyla bağlanma alanı. Bebekliklerinde ‘ce-e’ yaparak, çıkardıkları sesleri taklit ederek, göbeklerine yüzümüzü bastırıp üfleyip ses çıkararak vb. gibi oyunlarla onlarla aramızda güvenli bir bağ kuruyoruz. Bebeklerimiz büyüdükçe bunların yerini başka oyunlar alıyor ve oyun oynayarak çocuklarımızla bebekliklerinde kurduğumuz bağı derinleştiriyoruz. Örnek olarak ‘Ce-e’ oyununu ele alırsak, Bilinçli Bebek kitabında Aletha Solter bu oyunun ayrılık kaygısı ve hatta doğum travmasıyla ilişkilendirebileceğini söyler – anne ve çocuk arasındaki göz temasının kısa bir süre kesintiye uğramasından sonra tekrar kurulması bebeğin ilk kez gözünü açtığı doğum anını temsil eder. Bu oyunun İngilizce’deki karşılığı peek-a-boo kelimeleri eski İngilizce’de ‘canlı ya da ölü’ anlamına gelir – sanki bebeklere ‘yaşıyor muyum/musun yoksa öldüm/n mü?’ sorularını sorar gibi. Sağlıklı bir bağlanma yaşayan bebekler bu oyunda kahkahalara boğulurlar ama yurtlarda kalan bebekler bu oyuna tepki vermezler – muhtemelen birine güçlü bir şekilde bağlanmadıkları için onlarda ayrılık kaygısı yoktur. Bu kadar basit bir oyunun bile ne kadar büyülü hediyeleri ve ne kadar derin anlamı var. Benzer hediyeler birçok bağlanma oyununda da ‘saklı’. Kısaca, Dr. Mary Galbraith’in isim anası olduğu ‘Bağlanma Oyunları’ çocuklarla anne-babaları arasında güçlü bağlanmayı kurmanın yanında çocukların duygusal şifa bulmalarına da aracı olabiliyor. Aletha Solter, Bağlanma Oyunlarının nasıl işlediğini ve farklı çeşitlerini Türkçe’ye çevrilmemiş “Attachment Play” adındaki kitabında mükemmel bir şekilde anlatıyor.

Cansu ve Ela’nın oyunu onların birbirleriyle sosyal ilişki kurma yolu. İçten, sahici bir yol. Onların oyununun etkisiyle o günden sonra büyüklerde böylesine güçlü bir şeyin karşılığı ne olabilir diye epey kafa yordum. Yani öyle bir şey ki oyun gibi spontane gelişecek ve iki ya da daha fazla insanın birbiriyle bağ kurmasına ve şifa bulmasına yarayacak. Evet bizler oyun oynamak yerine sohbet ediyoruz. Aşağıda anlatacağım Organic Intelligence eğitiminin ‘serbest çağrışım’ sohbete yaklaşımını öğrenene kadar haşır neşir olduğum sohbeti ikiye ayırıyordum: Arkadaşlarım, sevdiklerimle, zaten güçlü bir bağım olan insanlarla sohbetim ve de herhangi bir bağım olmayan insanlarla çoğu zaman mecburiyetten ve aksi kabalık olacağı için yapılan muhabbet. Çocuklar çok tanımadıkları başka çocuklarla da çok sahici bir şekilde oynayabiliyorlar. Benim için bunu sohbette yapmak kolay değil. Karşımdakiyle eğer içimden gelmiyorsa havadan sudan konuşmak (İngilizce’de ‘small talk’ tabir edilen) bana zor geliyor. Susmaktansa adab-ı muaşaret icabı konuşmak zorunda olmaktan bahsediyorum. Hayatımın kitabı Catcher in the Rye’ın baş karakteri, gençliğimin ideal sevgili tanımı Holden Caulfield’ın ‘tanıştığımıza memnun oldum’ lafının yapmacıklığına takıldığı gibi, ben de bu havadan sudan laklak etme durumunun yapmacıklığından hazzetmem. Ama geçen hafta bu konuda ‘aydınlan’dım ve hanyayı konyayı anladım.

Basit bir geyik muhabbeti – eğer içten olabiliyorsa – nelere nelere kadirmiş: aynı oyundaki gibi kendiliğinden ve anında bir uyumlanma hatta şifalanma yaratabilirmiş. Arkadaşınla bir derdini paylaşırsın ve rahatlama hissedersin, sinir sistemin sakinleşir, kastım bu muhabbet değil. Herhangi alelade bir muhabbette de, artık ona geyik muhabbeti demeyelim, eğer içtenlik, konuşan kişilerin birbirinin anlattıklarına sahici bir ilgisi varsa, oyunda olduğu gibi, bir şifa varmış. Ve kesinlikle ezoterik, mistik bir mefhumdan bahsetmiyorum, son derece fizyolojik bir halden bahsediyorum. Nasıl mı?

Geçen sene Kasım ayından beri Organic Intelligence (HEART – Human Empowerment and Resiliency Training) Eğitimi almaya başladım. Organic Intelligence mevcut Somatik Deneyimleme Terapi sistemlerine esnek dayanıklılık ve bütüncüllük odağıyla yeni bir bakış getiriyor. Organic Intelligence protokolünde, terapist danışanıyla çalışmaya sosyal bir ilişki kurarak (ki bu çoğunlukla serbest çağrışım sohbeti oluyor) başlıyor. Organic Intelligence Protokolü için bu empatik sohbet çok mühim ve sağlıklı ve güvene dayalı sosyal ilişki kurmanın ilk adımı olarak tanımlanıyor. Çünkü biyolojik sistemler olarak bizler sosyal ilişki kurduğumuz zaman savaş – kaç – don gibi daha eski sinir sistemi tepkilerimiz dizginleniyor. Başka bir deyişle Stephen Porges’ın PolyVagal Teorisi’nde bahsettiği vagal fren devreye giriyor.

Illinois Üniversitesi’nde Beyin-Beden Merkezi’nin Direktörü Dr. Stephen Porges’ın 1994 tarihli Polyvagal Teorisi’ne göre evrimle beraber memelilerdeki otonom sinir sistemi sadece iki devrenin dengesinden değil, hiyerarşik bir sistem içinde olan toplam üç devreden oluşmaya başladı. Bu hiyerarşik sistemin işleyişinde yeni devreler eski devrelere ket vuruyor. Zorlandığımız zamanlarda ise hayatta kalabilmek amacıyla yeni devreler yerini daha eski devrelere bırakıyor. Memeliler olarak bizler öncelikli olarak sosyal ilişki sistemlerimizi kullanmaya çalışıyoruz: burada çalışan bizim en yeni devremiz olan miyelinli vagus (onuncu kafa siniri) parasempatik sinir sistemi devremiz. Daha ilkel savaş ya da kaç halimize ancak eğer bu işe yaramazsa dönüyoruz ki bu devreler sempatik devrelerimiz. Bu devrelerin işe koyulmasıyla birlikte adrenalin salınımı da başlıyor. Eğer bu devreler de işe yaramazsa da en eski, sürüngen ve miyelinsiz vagus devremiz egemen olmaya başlıyor ve bizi hareketsizliğe sevk ediyor ki psikolojide bu disosiasyon diye bilinen hal. Yani savaş ve kaç ve donma tepkilerine gelene kadar ilk çalışan devre sosyal ilişki devresi – ki ‘içten’ bir muhabbet bunun mükemmel bir örneği. Fizyolojik olarak kendimizi güvende hissettiğimiz içten muhabbet esnasında da şifa bulma kanalları açılıveriyor.

Ayrıca sosyal ilişki – tekrar ediyorum içten muhabbet bunun mükemmel bir örneği, – stresi azaltıcı ve şifalı bir hormon olan ve aşk/doğum hormonu olarak da bilinen oksitosin salınımını da tetikliyor. Yani oyundaki şifalanmanın bir benzeri karşımızdakiyle yaptığımız içten ama alelade bir sohbette de vuku bulabiliyor.

Organic Intelligence Eğitimi’nde bunu teorik olarak anlamak kadar pratik etmek de beni çok etkiledi. Hocamız Boaz Feldman’dan aldığım örnek bir terapi seansında da diğer öğrenci arkadaşlarımla alıştırma amaçlı yaptığımız terapi seanslarında da eğer danışan olarak sahici bir ilgi ve içtenlik hissediyorsam sinir sistemimin vagal freninin çalıştığını – bedenimdeki rahatlama hissiyle bizzat tecrübe ettim. Bu sebeple bir süre ekstra geveze olmayı planlıyorum – keza bu yeni öğrenimimi her daim denemek istiyorum. Bakalım vagal frenim tutmaya devam edecek mi meraktayım. Çocukların oyunda bulduğunu ben de içtenlikle hoşbeş edeceğim muhabbetlerde bulma peşindeyim. Sizi de beklerim!
Benim kızım Ela (5,5) ile Cansu altı ay sonra birbirlerini gördüklerinde sanki Ağustos’ta birbirleriyle oynadıkları herhangi bir gün gibi anında oyun kurdular ve saatlerce oyun oynadılar.

Yani Ela’dan bir

– Eee Cansu nasıl gidiyor Londra?

beklemiyordum ama bu kadar ‘anında’ ve uzun süreli oyuna dalmaları benim için çok etkileyiciydi.

Oyun çocuklar için şifa bulma alanı. Anne-babaları ya da bakıcılarıyla bağlanma alanı. Bebekliklerinde ‘ce-e’ yaparak, çıkardıkları sesleri taklit ederek, göbeklerine yüzümüzü bastırıp üfleyip ses çıkararak vb. gibi oyunlarla onlarla aramızda güvenli bir bağ kuruyoruz. Bebeklerimiz büyüdükçe bunların yerini başka oyunlar alıyor ve oyun oynayarak çocuklarımızla bebekliklerinde kurduğumuz bağı derinleştiriyoruz. Örnek olarak ‘Ce-e’ oyununu ele alırsak, Bilinçli Bebek kitabında Aletha Solter bu oyunun ayrılık kaygısı ve hatta doğum travmasıyla ilişkilendirebileceğini söyler – anne ve çocuk arasındaki göz temasının kısa bir süre kesintiye uğramasından sonra tekrar kurulması bebeğin ilk kez gözünü açtığı doğum anını temsil eder. Bu oyunun İngilizce’deki karşılığı peek-a-boo kelimeleri eski İngilizce’de ‘canlı ya da ölü’ anlamına gelir – sanki bebeklere ‘yaşıyor muyum/musun yoksa öldüm/n mü?’ sorularını sorar gibi. Sağlıklı bir bağlanma yaşayan bebekler bu oyunda kahkahalara boğulurlar ama yurtlarda kalan bebekler bu oyuna tepki vermezler – muhtemelen birine güçlü bir şekilde bağlanmadıkları için onlarda ayrılık kaygısı yoktur. Bu kadar basit bir oyunun bile ne kadar büyülü hediyeleri ve ne kadar derin anlamı var. Benzer hediyeler birçok bağlanma oyununda da ‘saklı’. Kısaca, Dr. Mary Galbraith’in isim anası olduğu ‘Bağlanma Oyunları’ çocuklarla anne-babaları arasında güçlü bağlanmayı kurmanın yanında çocukların duygusal şifa bulmalarına da aracı olabiliyor. Aletha Solter, Bağlanma Oyunlarının nasıl işlediğini ve farklı çeşitlerini Türkçe’ye çevrilmemiş “Attachment Play” adındaki kitabında mükemmel bir şekilde anlatıyor.

Cansu ve Ela’nın oyunu onların birbirleriyle sosyal ilişki kurma yolu. İçten, sahici bir yol. Onların oyununun etkisiyle o günden sonra büyüklerde böylesine güçlü bir şeyin karşılığı ne olabilir diye epey kafa yordum. Yani öyle bir şey ki oyun gibi spontane gelişecek ve iki ya da daha fazla insanın birbiriyle bağ kurmasına ve şifa bulmasına yarayacak. Evet bizler oyun oynamak yerine sohbet ediyoruz. Aşağıda anlatacağım Organic Intelligence eğitiminin ‘serbest çağrışım’ sohbete yaklaşımını öğrenene kadar haşır neşir olduğum sohbeti ikiye ayırıyordum: Arkadaşlarım, sevdiklerimle, zaten güçlü bir bağım olan insanlarla sohbetim ve de herhangi bir bağım olmayan insanlarla çoğu zaman mecburiyetten ve aksi kabalık olacağı için yapılan muhabbet. Çocuklar çok tanımadıkları başka çocuklarla da çok sahici bir şekilde oynayabiliyorlar. Benim için bunu sohbette yapmak kolay değil. Karşımdakiyle eğer içimden gelmiyorsa havadan sudan konuşmak (İngilizce’de ‘small talk’ tabir edilen) bana zor geliyor. Susmaktansa adab-ı muaşaret icabı konuşmak zorunda olmaktan bahsediyorum. Hayatımın kitabı Catcher in the Rye’ın baş karakteri, gençliğimin ideal sevgili tanımı Holden Caulfield’ın ‘tanıştığımıza memnun oldum’ lafının yapmacıklığına takıldığı gibi, ben de bu havadan sudan laklak etme durumunun yapmacıklığından hazzetmem. Ama geçen hafta bu konuda ‘aydınlan’dım ve hanyayı konyayı anladım.

Basit bir geyik muhabbeti – eğer içten olabiliyorsa – nelere nelere kadirmiş: aynı oyundaki gibi kendiliğinden ve anında bir uyumlanma hatta şifalanma yaratabilirmiş. Arkadaşınla bir derdini paylaşırsın ve rahatlama hissedersin, sinir sistemin sakinleşir, kastım bu muhabbet değil. Herhangi alelade bir muhabbette de, artık ona geyik muhabbeti demeyelim, eğer içtenlik, konuşan kişilerin birbirinin anlattıklarına sahici bir ilgisi varsa, oyunda olduğu gibi, bir şifa varmış. Ve kesinlikle ezoterik, mistik bir mefhumdan bahsetmiyorum, son derece fizyolojik bir halden bahsediyorum. Nasıl mı?

Geçen sene Kasım ayından beri Organic Intelligence (HEART – Human Empowerment and Resiliency Training) Eğitimi almaya başladım. Organic Intelligence mevcut Somatik Deneyimleme Terapi sistemlerine esnek dayanıklılık ve bütüncüllük odağıyla yeni bir bakış getiriyor. Organic Intelligence protokolünde, terapist danışanıyla çalışmaya sosyal bir ilişki kurarak (ki bu çoğunlukla serbest çağrışım sohbeti oluyor) başlıyor. Organic Intelligence Protokolü için bu empatik sohbet çok mühim ve sağlıklı ve güvene dayalı sosyal ilişki kurmanın ilk adımı olarak tanımlanıyor. Çünkü biyolojik sistemler olarak bizler sosyal ilişki kurduğumuz zaman savaş – kaç – don gibi daha eski sinir sistemi tepkilerimiz dizginleniyor. Başka bir deyişle Stephen Porges’ın PolyVagal Teorisi’nde bahsettiği vagal fren devreye giriyor.

Illinois Üniversitesi’nde Beyin-Beden Merkezi’nin Direktörü Dr. Stephen Porges’ın 1994 tarihli Polyvagal Teorisi’ne göre evrimle beraber memelilerdeki otonom sinir sistemi sadece iki devrenin dengesinden değil, hiyerarşik bir sistem içinde olan toplam üç devreden oluşmaya başladı. Bu hiyerarşik sistemin işleyişinde yeni devreler eski devrelere ket vuruyor. Zorlandığımız zamanlarda ise hayatta kalabilmek amacıyla yeni devreler yerini daha eski devrelere bırakıyor. Memeliler olarak bizler öncelikli olarak sosyal ilişki sistemlerimizi kullanmaya çalışıyoruz: burada çalışan bizim en yeni devremiz olan miyelinli vagus (onuncu kafa siniri) parasempatik sinir sistemi devremiz. Daha ilkel savaş ya da kaç halimize ancak eğer bu işe yaramazsa dönüyoruz ki bu devreler sempatik devrelerimiz. Bu devrelerin işe koyulmasıyla birlikte adrenalin salınımı da başlıyor. Eğer bu devreler de işe yaramazsa da en eski, sürüngen ve miyelinsiz vagus devremiz egemen olmaya başlıyor ve bizi hareketsizliğe sevk ediyor ki psikolojide bu disosiasyon diye bilinen hal. Yani savaş ve kaç ve donma tepkilerine gelene kadar ilk çalışan devre sosyal ilişki devresi – ki ‘içten’ bir muhabbet bunun mükemmel bir örneği. Fizyolojik olarak kendimizi güvende hissettiğimiz içten muhabbet esnasında da şifa bulma kanalları açılıveriyor.

Ayrıca sosyal ilişki – tekrar ediyorum içten muhabbet bunun mükemmel bir örneği, – stresi azaltıcı ve şifalı bir hormon olan ve aşk/doğum hormonu olarak da bilinen oksitosin salınımını da tetikliyor. Yani oyundaki şifalanmanın bir benzeri karşımızdakiyle yaptığımız içten ama alelade bir sohbette de vuku bulabiliyor.

Organic Intelligence Eğitimi’nde bunu teorik olarak anlamak kadar pratik etmek de beni çok etkiledi. Hocamız Boaz Feldman’dan aldığım örnek bir terapi seansında da diğer öğrenci arkadaşlarımla alıştırma amaçlı yaptığımız terapi seanslarında da eğer danışan olarak sahici bir ilgi ve içtenlik hissediyorsam sinir sistemimin vagal freninin çalıştığını – bedenimdeki rahatlama hissiyle bizzat tecrübe ettim. Bu sebeple bir süre ekstra geveze olmayı planlıyorum – keza bu yeni öğrenimimi her daim denemek istiyorum. Bakalım vagal frenim tutmaya devam edecek mi meraktayım. Çocukların oyunda bulduğunu ben de içtenlikle hoşbeş edeceğim muhabbetlerde bulma peşindeyim. Sizi de beklerim!

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın

E-mailiniz yayınlanmayacak.

X